Sık kulanılanlara ekle  Anasayfan yap            
 
 
 
 
 
 
 
     
Dilediğiniz an İngilizceCi ' ye ulaşabilmeniz İçin
0532 252 42 81
İngilizce Özel Ders
 
     
 
 
     
  TÜRKİYE’DE YABANCI DİL ÖĞRETİMİNDE TEMEL PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ  
     
  Uzun bir zamandır İngilizce öğreten ve bir yandan da yabancı dil öğrenen bir eğitimci olarak, bu konuda bazı problemlerin tekrar tekrar karşıma çıktıklarını görüyorum.
Bir eğitimci olarak bu sorunlardan ve çözümlerinden söz etmek istiyorum.
 
     
  Ülkemizdeki yabancı dil öğretimini etkinliklerinde sık sık gözlemlediğim bazı sorunlar ve önerdiğim çözümler:  
     
Öğrencinin hayatla ilgili misyonunu
netleştirmemiş olması:
 
     
  Yabancı dil öğrenmek, hayatla ilgili genel beklentiler arasında yer bulan ve anlam kazanan bir etkinliktir. Hayattaki misyonunu tam olarak bilmeyen birisinin diğer etkinliklerde olduğu gibi bu etkinlikte de zayıf kaldığını düşünüyorum.
Kendi değerleri ve önceliklerini gerçeklemek için değil de, sadece moda olduğu veya konjonktür gerektirdiği için yabancı dil öğrenmeye çalışan kişiler, genellikle bu
konuda başarılı olamıyorlar.
Bu açıdan, eğitim kurumlarında kişisel misyon,
hayaller ve hedefler konusunda da eğitim verilmelidir.
Yabancı dil öğrenmenin bu misyon içinde net bir yeri olmalıdır. Aksi halde onca emek boşa gitmektedir.
 
     
  Konuyla ilgili hayallerin net olmayışı:  
     
  Sadece yabancı dil öğrenen kişiler için değil her türlü etkinlik için bir şart vardır: o da konuyla ilgili hayallerin olmasıdır.
Bir konuda kalpleri ve ruhları heyecanlandıran, sadece mantıksal yararlar değil o konuyla ilgili hayallerdir.
Mantıklı ve gerçekçi olmak adına, heyecanını
kaybetmiş bir kişi, hiçbir konuda heyecan duymaz.
Ama ruhun ve kalbin harekete geçmek için ihtiyaç
duyduğu enerji, heyecan duyduğumuz hayallerden
gelir.
Yabancı dil öğrenme konusuna tamamen mantıkla
bakan kişiler, bu süreçte sıkıntı çekmektedirler.
Bir yandan dilin kendisi de çok mantıklı ve matematiğe benzer bir varlık değildir. Duygusal, gelişen ve canlı bir organizmadır.
Bu sebepten dolayı eğitimciler yabancı dil öğrenmek isteyen kişilere konuyla ilgili hayaller armağan etmeli, onların biraz hayal kurmalarını sağlamalıdırlar.
 
     
  Yabancı bir dil öğrenirken hedefsiz çalışmak:  
     
  İnsanlar, genellikle hedefli çalışmak fikrinden ürkerler. Çünkü hedef koymak, kişiyi bağlayan ve yer yer strese sokan bir tavırdır.
Bir yandan da kişiler, hedeflerine ulaşamazlarsa hayal kırıklığına uğrayacaklarını ve sözlerini tutmamış
olacaklarını düşünürler.
Tabiatıyla, yabancı dil öğrenmek isteyen kişilerde
de aynı tutum vardır. Belli sürelerde, belli sayıda kitap okumak, belli sayıda filmler seyretmek gibi konularda
ve yabancı dil becerilerinde ne zaman hangi seviyeye gelecekleri konusunda hedef koymazlar.
Hâlbuki gelişim gerçekleşen hedeflerle gelir. Her
hedefimizi gerçekleştiremeyiz, ama hedef koymaya
alışmak gerekir.
Hedefsiz çalışmak, kaçak güreşmektir.
Hedefli çalışmak her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenirken de önemli bir konudur. Yabancı dil
öğretmenleri, uzun vadeli, orta vadeli ve kısa vadeli
hedefler koymak konusunda öğrencileri eğitmelidirler
 
     
  Öğrencilerin yabancı dilin doğasından
haberdar olmamaları:
 
     
  Yaşları ne olursa olsun, yabancı bir dil öğrenen kişiler, genellikle öğrendikleri yabancı dilin ve yabancı bir dili öğrenmenin doğasından haberdar değillerdir. Bu da
gayet normaldir.
Görevlerin ve sorumlulukların iyice arttığı bu çağda,
herkes, mecburen kendi işleriyle meşguldur.
Yabancı dil öğrenen kişileri, öğrendikleri dilin ve
yabancı dilin doğasından haberdar etmesi gereken
kişiler, yabancı dil öğretmenleridir.
Yabancı bir dilin ana dilimiz olan Türkçe’ye benzemek zorunda olmadığını, o dilde filmler seyretmenin, metinler okumanın gerekliliğini anlatması gereken kişiler yine öğretmenlerdir.
Öğrenciler, bunları farkında olamayabilirler veya düşünemeyebilirler.
 
     
  Odaklanamamak:  
     
  Odaklanma güçlüğü ne yazık ki çağımızın
hastalığı haline gelmiş durumdadır. Bu sorun,
hayattaki önceliklerinizin net olmayışı gibi zihinsel konulardan kaynaklanabileceği gibi zaman yönetimini bilmemek gibi teknik konulardan da kaynaklanabilir.
Öğrencilerin ve eğitimcilerin “odaklanamama” sorunu üzerinde ciddî olarak düşünmeleri gerekir.
Bu açıdan, hedefli ve odaklı çalışma konusunda da öğrencilere bilgi ve moral desteği yapmak gerekir.
 
     
  Öğretmenlerin, yabancı dil öğrenme
sürecini yaşamamaları:
 
     
  Yabancı dil öğretmenleri genel olarak ikinci
bir dil bilmezler. Aslında, bu durum, bence
öğrenciyi etkileyen bir konudur.
Yabancı dil öğrenmenin zor olmadığını
söyleyen ve bu konuda yeterince donanımlı
olan birisi neden yıllardır ikinci bir dil öğrenmeyip,
tek bir yabancı dille yetinmiştir?
Çünkü söz gelimi, bir İngilizce öğretmeninin İngilizce
biliyor olması artı puan değildir. Zaten mesleği budur.
Fakat bir mimarın kendi mesleği yanında, İngilizce öğrenmeye
çalışması artı puandır.
Yabancı dil öğreten birisinin ikinci bir dil öğrenmeye çalışması,
öğrenciyi daha iyi anlaması konusunda yardımcı
olur diye
düşünüyorum.
Öğretmeninin de kendisi gibi yabancı bir dil öğrenmek
için çalıştığını gören bir öğrencinin de konuya karşı
daha heyecanlı yaklaşacağına inanıyorum.
 
     
  Ana dildeki yetersizlikler:  
     
  Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu
konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum.
Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine
küser bir hâle getirmektedirler.
Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin
ana dildeki yetkinliği, benim de ilgi alanıma girer. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği,
hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz.
Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse
programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır.
Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır.
Yabancı dildeki hedeflerin yüksekliği ölçüsünde,
ana dilde de yetkin duruma gelmek gerekir.
 
     
  Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları:  
     
  Ana dil zaafı yanında, genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne
yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram
öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri
fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde
ne de başka bir dilde ileri gidemez.
Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük
oranda yardımcıdır. Hatta YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda yardımcıdır.
Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri
öğrencilerini okumaya ve genel konularda
kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.
 
     
  Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında
duygusal bağ kurulmaması:
 
     
  Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve
incelemelerde, öğrencilerin "duygusal canlılar"
olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim.
Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ
kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece
işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz.
Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını
iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal
bağ kurmak isterler. Dolayısıyla, söz gelimi Çince
öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ
kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile
âşık olmamız gerektiği anlamına gelir.
Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin
öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı
duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı
olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o
ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır
.
 
     
  Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi:  
     
  Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar.
Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar,
yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses
dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini
bilmezler.
İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya
araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar.
Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir.
Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir
yabancı dil kursunun veya okulun, bu konuda
samimî olduğunu düşünmüyorum.
Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların
DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya
teşvik etmelidirler.
 
     
  Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine
göre yapılanmayışı:
 
     
  Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir
sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır.
Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı
sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme
tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük”
veya “sağırlık” yaşamaktadırlar.
Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu
açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin
kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler
ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.
Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidir. Bu konuda çalışma yapılmalı
ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre
filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.
Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren
okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle
öğrencilere bilgi verilmeli ve danışmanlık
yapılmalıdır. Bu konudaki masraf, mutlaka geri
dönecektir. Dilerim, bunca masraf yapılan bu alanda “fantezi” etkinliklerle değil reel çözümlere odaklanırız.
 
 
     
  YABANCI BİR DİL ÖĞRENMEYE BAŞLARKEN  
     
  Bir sınıf öğrenciyle olsun veya tek bir öğrenciyle
olsun, İngilizce çalışmaya başladığımda, onların
konuya olan bakış açılarını yenilemekte yarar
görüyorum. Çünkü bir konuya bakış açımız net ve
sağlıklı değilse, daha sonra konuyla ilgili olarak
aldığımız bilgiler, bizde vukufiyete-uzmanlığa
dönüşmezler veya bu vukufiyete ulaşmak
için gereğinden fazla sıkıntı çekeriz.
 
     
  Düşünce tarzımızdaki eksiklikler veya yanlışlıklar,
konuyla ilgili eylemlerimizi verimsiz kılabilirler veya
onları boşa çıkarabilirler. Bu açıdan, İngilizce veya
başka bir yabancı dili öğrenmeye başlayan veya hali hazırda öğrenmekte olan kişilerin aşağıda verdiğim
konular üzerinde düşünmelerini yararlı buluyorum.
 
     
  Herkes İngilizce veya bir yabancı dili öğrenebilir:
Sözgelimi “Herkes şair olabilir ve şiir yazabilir”
ifadesi gerçeği içermez. İnsanlar şair ruhlu olabilirler,
ama şiir yazmak, yani şair olmak herkesin
yapabileceği bir şey değildir. Bununla birlikte
herkes bir yabancı dili öğrenebilir. Fakat, kişilerin
yabancı dil konusunda aldıkları sonuçları farklı kılan
bazı etkenler vardır; anadilleriyle olan bağlarının
kalitesi, öğrenmeye ayırdığı zamanın miktarı vs
gibi şeyler, alınan sonuçların kişiden kişiye
değişmesine sebep olurlar.
 
     
  Öğrenmek istediğiniz yabancı dille ilgili olan ve
sizin de kendinizi içinde gördüğünüz bir vizyon-film zihninizde yer almalıdır: Kendinizi göremediğiniz
veya görmediğiniz bir yere ulaşmanız genellikle
mümkün olmaz. Burada sözünü ettiğim şey,
“Ingilizce öğrenmek istiyorum, çünkü …” diye
başlayan bir ifade değil, zihninizde gerçekten
oynayan bir filmin var olmasıdır.
 
     
  Öğrenmek istediğiniz dille ilgili net hedefleriniz
olmalıdır: Belirli tarihlerde belirli hedeflere
ulaşmayı amaçlamanız gerekir. Bu hedeflerin belirlenmesinde gerçekçi olabilmek için bir
eğitimciyle görüşmenizde yarar vardır.
 
     
  Anadilin kıskanç oluşuna dair bir farkındalık
taşınması önemlidir: Yabancı bir dili
anadilinizden daha iyi okuyamaz, konuşamaz,
anlayamaz ve yazamazsınız: Dolayısıyla yabancı
dilde çok iyi bir yere gelmek istiyorsanız,
anadilinizde daha da iyi bir yerde olmalısınız.
Meslekî, dijital ( içinde sıfatlar, zarflar ve dolaylı
anlatımlar kullanılmayan) vs. metinler değil deneme,
hikâye, anı ve roman gibi eserleri okumak veya şu
günlerde ülkemizde de yayınlanmaya başlayan ve
sözü geçen türleri içeren sesli kitapları dinlemek
anadilimizi geliştirir.
 
     
  Dillerin sadece mantıkla açıklanabilecek bir
yapıları yoktur: İnsanla yakından ilişkili ve
sürekli birliktelik hâlinde oldukları için,
diller de insana benzerler.
Yani her şeylerini mantıkla açıklayamayız.
Bazen yapmamız gereken şey, onu olduğu
gibi kabul etmektir. Başka bir tabirle her şeyin
kökenini veya sebebini bilmemiz gerekmez,
olduğu gibi kabul edip-kullanmak yeterlidir.
 
     
  Asenkron öğrenmeye önem vermelisiniz:
Öğretmeninizden kaynaklar isteyip, onun
önerdiği sistemle yine öğretmen bağlı ama
bir yandan da ondan bağımsız bir şekilde
öğrenmeye devam edebilirsiniz. Sözgelimi
öğretmeninizin tavsiye ettiği sesli dokumanları,
otobüste, evinizde vs gibi yerlerde dinleyerek
her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz. Asenkron, yani öğretmene bağlı ama, bir yandan da öğretmenden bağımsız bir öğrenim süreci
yaşayabilirsiniz. Özellikle taşıtlarda, mutfakta
vs yerlerde geçen zamanınızı yabancı dil
öğrenmek için "altın" değerinde fırsatlar olarak
görün.
 
     
  İngilizce öğrenmek, sadece bilgilenme süreci
değil aynı zamanda bazı becerileri edinme
sürecidir: Başka bir deyişler, at binmek,
gitar çalmak veya araba sürmek gibi diğer
becerilerde olduğu gibi, dille ilgili yazma, okuma,
dinleme ve konuşma gibi becerileri edinmek
zaman alır. Sabırlı olmalısınız. Sebatlı olmak
hem tek çaredir, hem de size ummadığınız
sonuçları getirir.
 
     
  Öğrenmekte olduğunuz dille-İngilizceyle duygusal
bağ kurmanız gerekir: Bu dili, sizinle hedefleriniz
arasında bir engel olarak değil, sizi hedeflerinize ulaştırabilecek olan bir köprü olarak görün.
Sözgelimi bu dilin kullanıldığı ülkelerdeki kültür,
hayat tarzı vs. hakkında bilgi almak, sizde bu dile
karşı bir ilgi uyandırır. Yabancı dil insanlar gibidir.
Ona nasıl baktığınızı hissederler ve aldığınız
sonuçlar da ona göre olurlar.
 
     
  Yabancı dil öğrenenler, bir tür başarının peşindedirler: “Başarı” diye nitelendirdiğimiz şeyler, genel akışın
dışında, bazen tersine ve “doğal” görünmeyen şeyler oldukları için onları “başarı” kelimesiyle tarif ediyoruz. Özellikle bir yetişkinin bir yabancı dili, o dilin
kullanılmadığı bir ülkede öğrenme çabası “doğal”
bir çaba değildir. Yani çocukların yaptığı gibi, dil
“doğal” bir süreçte ve yaşta öğrenme şansları yoktur.
Ama görsel ve işitsel araçlarla bu süreç “doğala”
yakın ve keyifli bir duruma getirilebilir.
 
     
  Yabancı diller ve İngilizce vefasız veya nankör
değildirler: Bu iddia, ilişkilerini beslemeleri
gerektiğinin farkında olmayan veya göz ardı eden
kişilerin ifadesidir. Bütün ilişkilerde ve becerilerde (enstrüman çalmak, iletişim kurmak, futbol
oynamak vs) olduğu gibi İngilizce’de sizden
ilgi bekler. Yeterince beslemediğiniz ve yine
de size beklentilerinizi sağlayan herhangi bir
ilişkinin varlığından söz edebilir misiniz?
Dolayısıyla İngilizceyi öğrenip-paketleyemezsiniz.
Her konuda olduğu gibi, onunla başlatmış
olduğunuz bu ilişkinin bitmemesi için, bu
birlikteliğinizi de besleyip-korumalısınız. Bu da
hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek
veya film seyretmek gibi çalışmalarla olur.
 
     
  Gramer dilin iskeletidir, önemlidir, ama her şey
değildir: Gramer bilgisi, dil becerilerinin anahtarı
değildir. Daha çok sizi bu dil becerilerine götürecek
olan metinleri, sesli yayınları, filmleri ve daha
başka araçları anlayıp-çözmenize ve bu şekilde dili
öğrenmenize hizmet eden bir “şifre çözücüdür.
” Gramer, dil birikimimizi doğru bir şekilde
yapılandırmamıza yardımcı olur. Dili öğrendiğiniz
esas kaynaklar, ders kitaplarınız, sesli yayınlar,
hikâye kitapları, filmler gibi araçlardır. Dil becerileri (yazmak, konuşmak, dinlediğini anlamak,
okuyabilmek) gramer bilginizin çocukları değil,
torunlarıdır. Bu becerilerin anne ve babası, hikâye
kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalardır. Fakat, gramer çalışmak kodları çözmeniz ve cümleler kurmanız konusunda
size büyük ölçüde zaman kazandırır. Gramer
öğrenmeden de dili edinebilirsiniz, ama çok uzun
zaman alır.
 
     
  İngilizce’nin Türkçe’den farklı bir dil olduğunu
anlamalı: Her dil diğerlerinden farklıdır. Bir dil,
başka bir dile benzemek zorunda da değildir.
Bu durum çok normaldir ve bizde hayal kırıklığı
uyandırması için hiçbir sebep yoktur. Dolayısıyla anadilinizle, öğrenmekte olduğunuz yabancı dili
birbirine kıyaslamayınız veya benzetmeye
çalışmayınız. İki dil her zaman örtüşmezler.
 
     
  İngilizce düzensiz bir dildir: İngilizce “düzen”
tutkunu olan kişilerin bazı beklentilerini boşa
çıkarabilir: İngilizce dilbilgisinde kuralların bir
sürü istisnası vardır. Sözgelimi telaffuzunuzu kolaylaştıracak olan düzenli kurallar yoktur.
Ama bu durumu, bu dili çok dinleyip-okumakla
aşabilirsiniz. Öğrenmekle birlikte, bilinçaltınızı
kullaranarak, o dili edinmeye de çalışmalısınız.
 
     
  Sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda
edinmeye de zaman ayırmalısınız: Bir dili
öğrenince değil, onu edinince, yani beynimiz
onu kabullendiğinde kullanmaya başlayabiliriz.
Bunun için de o dilde okumalar, dinlemeler vs
yapmamız gerekir. Edinme zaman alan ve
öğrenmekte olduğunuz dili sıkça duymanızı
veya okumanızı gerektiren bir süreçtir. Başka
bir tabirle, bu gün öğrendiğiniz bir kalıbı, hemen
bugün kullanamayabilirsiniz, onu çok sık
duymaya ve dolayısıyla zamana ihtiyacınız vardır.
 
     
  Bir dili öğrenmek için onu mutlaka konuşmanız
şart değildir: Bir dili onu konuşabildiğimiz bir
ortamda öğrenmek keyiflidir. Ama böyle bir
ortamda bulunmadığınız ve dili konuşamadığınız
için, onu öğrenemeyeceğinize veya unutacağınızı düşünmeyin. Bir dili öğrenmenin veya
unutmamanın en bir sürü yolu vardır. O dilde
kitaplar okuyabilir, sesli yayınlar dinleyebilir
veya filmler seyredebilirsiniz. Bu şekilde de dil öğrenebilirsiniz ve öğrendiğiniz dil aslında
sadece pratik yaparak dil öğrenenlerden
daha da kaliteli olacaktır.
 
     
  Üniversitelerin Yabancı Dil Sorunu  
     
  Bugüne kadar yabancı dil eğitimi konusunda
uygulanan yöntemler pek başarılı olmamıştır.
Dil öğretiminde başarının artırılması, acil
araştırılması gereken konuların başında
gelmektedir.
 
     
  Yabancı dil sorunu çok ciddi olarak
Üniversitelerin akademik yaşamını devamını
tehdit etmektedir. Bir çok yüksek lisans ve
Doktora öğrencisi dil barajına takıldığı için
akademik aşama yapamamaktadır. Bunun
sonucu olarak Yüksek lisans ve Doktora
öğrencilerinin sayısında ciddi bir erozyon
yaşanmaktadır.
Ayrıca lisans öğrencileri dil bilmedikleri için
yabancı kaynaklardan yaralanamamakta ve
çağın gereği olan bilgi toplumunda bilgiye ulaşamamaktadırlar.
Bugün artık günlük hayatta herkesin başvurduğu
ve lüks olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelen
İnternet kullanımı mutlak surette İngilizce bilmeyi gerektirmektedir.
Söz konusu dili bilmeyen öğrenciler hızla değişen
üniversite eğitimini takip edememektedirler. Çağı
yakalama iddiasında olan her toplumun üniversite
mezunu artık dil bilmek zorundadır.
Yerleşik üniversitelerin büyük çoğunluğu
üniversitenin ilk yılında bir yıl zorunlu ön hazırlık
öğretimi yaptırmaktadırlar ki bu bir çok yönden
önemlidir.
 
     
  Bunlar; 1. Kişi ilk yılda üniversiteyi tanımakta,
adaptasyon sorunu kalkmaktadır. 2. Dil
öğrenimi bu aşamada biraz daha kolay olmaktadır.
3. Dil bilgisi olan öğrencinin yıl içi ödevlerinin ve seminerlerinin hazırlanmasında daha başarılı
olmaktadır. 4. Artık üniversite mezunu bir
kişinin dil bilmeden ileride kendini geliştirmesi
mümkün olmayacağı mutlaka bilinmelidir.
Üniversiteler orta öğretimde dil sorunu
çözümlenene dek kendileri için hayatî önem
taşıyan dil sorununun ön hazırlıkla tamamlamak zorundadırlar.
Bundan başka öğrenim süresince kişinin
kütüphane alışkanlığı kazandırılarak yabancı
yayınlardan yaralanması ödev, ve tez hazırlıkları
için kaynak araştırmaya yönlendirilerek dil sorunu
zaman içerisinde çözümlenmelidir.
 
     
  Dil sorunu yalnızca lisans öğrencilerinin sorunu
değil, aynı zamanda öğretim üyelerinin de ciddi
bir sorunudur. Dil konusunda hiçbir sorunu
olmaması gereken üniversiteli akademisyenler
ciddi anlamda yabancı dil bilgisinden yoksun görülmektedirler.
Özellikle uluslar arası kongrelerde ve yapılan
bilimsel makalelerde akademisyenlerin çok zor
durumda oldukları görülmektedir.
Maalesef bir çok akademik aşama yapmış, çok
sayıda yabancı makalede ismi olmasına rağmen,
yabancı dilin Y’ sini bile bilmeyen çok sayıda
araştırıcı bulunmaktadır.
Bir çoğu şu veya bu şekilde dil sınavını aşarak
bir yerlere kolayca gelirken, gerçekten yetenekli
olup ta dil sınavını aşamadığı için üniversiteden
ayrılmak zorunda kalanlar da bulunmaktadır.
Bir çok öğretim üyesi, özellikle de akademik
aşama yapmak üzere olanlar, dil problemi ile boğuşturulmaktadır. Bir çok yönden incelenmesi
gereken dil sorunu bir çok kişi için bilimsel
düşünme bir yana artık bir kişilik ve psikolojik
sorun olarak ön plana çıkmaktadır.
Akranları akademik aşama yaparken kendisinin
bir tek dil sorunu ile baş başa kalmış olması
kişiyi ciddî anlamda bocalatmaktadır. Bazı
öğretim üyelerinin kendi olanaklarını kullanarak
6 aylığına yurt dışına dil kurslarına gittiklerini,
biliyoruz.
Orta öğretimde dil öğretilmemiş, Üniversitede
hiç ilgilenilmemiş, fakat kişi başarılı olduğu için
araştırma görevlisi olarak girdikten sonra yabancı
dilin gerekliliği gerçeği, özellikle de İngilizce ile karşılaşmaktadır.
Bilgi toplumunda bilimsel anlamda gelişmeleri
izlemek ve onları keşfetmek bir tarafa, artık
internetin yaygınlaştığı günümüzde İngilizce’nin
zorunluluğu bir gerçek ancak 30 yaşından
sonra dil öğrenmek biraz daha zor olsa gerektir.
 
     
  Ülkemizdeki bir çok üniversitede, başta
plansız açılan fakülteler, yetersiz eğitim
sonucu mezunların mesleğini ve kendilerini
yeterince ifade edememeleri, yabancı dil
bilmemeleri gibi bir çok temel nedenden
dolayı kamuda ve özel sektörde iş
bulamamasına neden olmuştur.
2. Hacettepe örneğinde olduğu gibi,
Üniversiteler birinci sınıfı zorunlu veya
seçmeli İngilizce hazırlık okuması
sağlanmalıdır. Öğretim üyesi kadrolarının
hızla zayıfladığı dikkate alınarak bugünden
önlem alınması bir zorunluluk.
Bu bağlamda bugünden uluslar-arası
düzeyde eğitim süresince bilgiyi ulaşmasını
bilen bu konuda eğimli kadroların oluşturulması
zorunluluğu.
Mezunların uluslar arası şirketlerde kendilerini
ifade edememeleri başta yabancı dili
bilmemelerine bağlanmaktadır. Prof. Dr. Oktay
Sinanoğlu, bilim dilinin İngilizce değil matematik
olduğunu belirtiyor
( Bilim ve Ütopya, 2001 Şubat, sayı 80).
AB içerisinde işlevliği olan Sokrates ve
Leonardo da Vinci programı üniversite
gençliği için son derece önemli ve bunun
ülkemiz gençliği için gerçekleşmesi başta
yabancı dil bilgisine dayanıyor.
Uzun zamandır üniversitelerde yabancı dili
özelliklede İngilizce eğitimi tartışılıyor.
Tartışmanın temeli biraz ulusal değerlerin
korunmasına dayandırıldığı için de orda
dünya görüşleri ve milliyetçi duygular
ön plana çıkmaktadır. Artık 2000’li yılarda
kimilerine göre küresel kimilerine göre bilgi
toplumunda ortak değerler kavramı en fazla
kendisini ortak dil üzerine yoğunlaştırmaktadır.
Tabii olayın temelleri emperyalist emellere
dayanan olgu önce İngilizlerin dünyayı kendi
işgal alanı olarak görmesi sonrada geçen
yüz yılda da ABD dünyayı ekonomik güç ve
askeri gücünün üstünlüğü sonucu dünyayı
istediği doğrultuda yönlendirmesi, tabii
beraberinde dilinin kullanılması neredeyse
zorunlu oldu. Tarih bilgisine baktığımızda
geçen yüz yılda bir taraftan değişik Amerikan
Üniversiteleri dünyada kurulurken, İngilizce
okullar, kolejler, işe girerken İngilizce bilme
ve nihayet üniversitelerde bir yabancı dilme
zorunluluğu gibi düşük düzeydeki dayatmalar
sonucunda İngilizce bilmeyen adamdan
sayılmaz oldu.
Tabii bu arada dünyada bilim ve teknoloji
sonucu gelişen hızlı dolaşım hızı ve
telekomünikasyon sonucu küçülen dünyada
ortak dil konusundaki Esparantum dil
önerisine başta Amerika, İngiltere ve diğer
İngilizce konuşan ülkeler karşı çıkarak ortak
dil yerine Dünyanın askeri ve ekonomik
hakimi olan Amerika ve İngiltere'nin dillerinin
öğretilmesi ön plana çıktı. Tabiri caiz ise
adamlar suyun başına oturmuşlar. Sahip
oldukları güçle dillerini ve kültürlerini de
dünya dayatarak benimsetmektedirler.
Artık yaratılan dünyada nerdeyse en
bilinçlisinden en bilinçsizine kadar hepimiz
amerikan bayraklı markalar, amerikan aksanı
ile tarzanca İngilizce vs.. kullanmaktayız.
Özet olarak her araştırıcı bilgi çağının zorlaması
nedeniyle İngilizce bilmek zorunda ancak kendi
ülkesinde kendi diline yabancı olmamalı. Kendi
dilini kendi evinde konuşabilmeli. Yani yabancı
hayranlığından kurtulması gerekir.
 
     
  Yukarda anlatılanların İngilizceCi'nin genel
Yabancı dil felsefesi ile uzaktan yakından
ilişkisi yoktur o nedenle
bu görüşler web sitemizi bağlamaz.
Sahibi bilinmeyen bu makaleler konuyla
ilgili yazılan ender örneklerden olduğu için
sitemize alınmıştır. Konuyla ilgili kafa yoran
bir ikinci yazar varsa görüşlerini yayınlanmak
üzere bize gönderebilir.
 
     
     
  ingilizce Ci  
     
  A Little More Than mere Teaching  
     
  Deneyimli Öğretmenlerden  
 
İngilizce
Özel Ders
0532  252 42 81
 
         
All contents © copyright ingilizceCi.net