Dersaneler
düz liselerde bir türlü öğretilemeyen İngilizceyi öğretebilirmi?
Dersaneler olumlu bir seçenek mi yoksa insanların İngilizce'ye
yönelik ilgilerini ilgilerini sömüren para tuzağı mı ?
İnsanlar hangi motivasyonla dersaneye kayıt yaptırırlar.Tartışıyoruz.
Ağustos
1998'de Dünya Gazetesinin Eğitim Ekinde çıkan yazımız Güncellenerek
Web Ortamına Aktarılmıştır
Dersaneler
Neden Bu Denli Popüler
Dersaneler bir
tür boşluktan gelen lise öğrencilerine gerekse son ayrıldıkları
okul ile ilgili kötü anıları belleklerinden henüz silinmemiş
yetişkinlere birey olmanın, sınıf ve sınıf dışında düşündüklerini
ifade edebilme özgürlüğünün ayrıcalığını sunuyor. Bu farklı
ortamda Türkler iade edilen itibarlarının tadını çıkarıyorlar.
Dersanelerde bir Standart
Varmı?
Evrensel ölçülere uygun bir
standart yok. Milli Eğitimin hiç bir şey ifade etmeyen soyut
ve asık suratlı mevzuatını saymazsak her dersane kendi finansal
gücü ve kalitesine koşut olarak kendi ilkelerini ve kurallarını
uyguluyor. Yabancı dil dersanelerinde okutulan kitapların
öğretmen rehberleri bağlayıcı olmamakla birlikte öğretmeninin
metodolojisini belirleyebiliyor.
Dersanelerde Öğretim
Neden Çok Daha İyi?
Dersanelerin ana işlevi öğretmek
olduğu için bütçelerini zorlayarak kaliteli öğretmen bulmak,
bulduğu öğretmenlerin ise hizmet kalitesini arttırmak kaygısıyla
eğitmek durumunda. İngilizce öğretimi bir dünya endüstrisi
haline geldiği için ilginç CD-Romları, DVDleri, ve benzeri
görsel işitsel malzemeyi rahatlıkla bulup satın almak mümkün.
Dersane Öğretmenleri
Daha Çok mu Kazanıyor?
Dersane öğretmeni dersin her
saniyesini değerlendirmek zorundadır. Ayrıca sürekli yenilikler
bulmak ve öğrencilerinin ilgisini canlı tutmak için özgün
yöntemler yaratmak zorundadır. Bu yaşam biçimi bir anlamda
profesyonel yapılanmayı da birlikte getiriyor. Günün 24 saati
kendi işine odaklanmış bir elemanın elbette dersten kaçarcasına
çıkıp ders malzemesini bir sonraki derse değin açılmamak üzere
yaşamından uzaklaştıran kadrolu , nevrotik öğretmenden farkı
bir ücreti olmalıydı, nitekim krizden önce vardı. Çoğu dersanede
yemek çıkmadığını, ulaşım hizmeti verilmediğini lütfen unutmayalım.
Dersane
Öğretmenleri Sendika Üyesi mi?
Türkiye
de devlet memuru öğretmenlerin Grevli, Toplu Sözleşme Haklarının
gaspedildiği biliniyor. Çoğu öğretmen de bu olgu karşısında
" bir akrep gibi korkak bir karanlığın içersinde veya
midye gibi kapalı ve rahat" * Ülke genelinde durum bu
olduğu için dağınık bir durumda olan ve patronla daha yakın
iletişimi olan dersane öğretmenlerinin sendikal örgütlenmesi
için bir somut gelenek yok. Genel maliyet arttıkça işveren
öğretrmenin ücretini kırpıyor ve reel ücretler hep ama hep
geriliyor. Şu ana kadar Türkiye Eğitim ve Bilim Emekçileri
Sendikasının ( Eğitim-Sen ) toplu sözleşme akti yaptığı bir
dersane veya özel okul bilinmiyor.
Dersanelerin
fiziksel Koşulları İyi öğretime elverişli mi?
Hiç
bir bina dersaneye iyi gider diye yapılmadığı için dersane
binaları yaya trafiğinin yoğun olduğu iş merkezlerinde toplanıyor.
Ya kiralık apartman katlarına veya işhanlarına mahkumlar.
Zaten Türkiyede şehir planlaması yok, her şey başı boş gelişiyor.Pazar
veya Kapasite olduğunu hisseden bir girişimci dersanecinin
de yeni türeyen bir varoşta yer ararken kaliteli bir dersane
binası bulma şansı yok. Sokakta ki gürültü patırtı her zaman
sınıfa yansıyor.Ancak sınıflar ve sınıfın tefrişi kimi okulların
mezbelelelikleriyle kıyaslandığında daha sağlıklı. En azından
görevi temizlemek olan eleman okulu el altından yönetmek yerine
kendi işini yapmak zorunda . Sınıflarda bitki ve klima olabiliyor.
Ayrıca her öğrencinin önüne bir LCD monitör koyabilen dil
okulları da var.
Eğitime
Ayırdığı Para Dersaneye Gelen Bireyi Motive Ediyormu?
Genellikle
Evet. İnsanlar ve doğal olarak öğretmenleri dersanelerde daha
etkin ve gerçekçi rekabet ortamındalar. Okulu ve arkadaşlarını
ciddiye alıyorlar. Öğretmeni de bir bilim emekçisi olarak
görüyorlar. Yeteneklerinin sınırlarını dersane ortamlarında
zorlamaları mümkün.
Dersaneler
öğrencileri kazıklarmı?
Bazı
dersanelerin daha işin başında senet imzalattığı veye Kredi
Kartından slip çektiği biliniyor. Ayrıca öğrencilerine pahalı
kitap satan bir çok dersane var. Dil öğrenmeğe karar veren kişiler
önce dersane dersane dolaşarak bir tür piyasa araştırması yapıyorlar.
Türkiyede her konuda olduğu gibi kulaktan kulağa yayılan dersane
dedikoduları var. Öğrenciler elbette kayıt olmadan önce bazı
koşulların varlığını biliyor ve bunu kabul etmiş olarak imza
atıyorlar. Sonradan vazgeçerlerse sorun yaşayabiliyorlar.
İngilizce
Öğreniminin Başarısı Neye Bağlı ?
Doğaldır
ki Yabancı dili öğretenin deneyimine, bilgisine ve kurduğu
başarılı sınıf içi iletişime bağlı. İngilizceci sınıfında
ekip çalışması yaratabilmeli, her bir dersi daha eğlenceli,
farklı, motive edici, daha üretken yapmak için kafa yormalı.
Aptalca ödevler vermemeli. Öğrencinin ile yapısı da elbette
önemli. Onca yoksunluğa ve yoksulluğa rağmen öğretmen çocukları
çok başarılı. Yine genel başarı oranlarına bakılırsa Üniversite
sınavını geçmiş öğrenciler,ve genelde profesyonel kadınlar
çok başarılı. Doktorlar ise her zaman süper lisan öğrencileri.
Dil öğrenimine muhasebeci ve bankacı ilgisini de göz ardı
etmemeli.
Her
İsteyen İngilizceyi Dersanede öğrenebilirmi?
Zeka,
yaş, yetenek, derse sadakat gibi sabit göstergeleri unutmazsak
evet. Genelde Türklerin pratik yapma olanağı yok. Dil öğrenirken
bir ölçüde edilgen olma durumundalar. Ancak dil öğreniminin
öteki disiplinlerden farkı ondan insanları konuşturmasının
beklenmesinde. Öte yandan gerek profeyonel dersane müdavimleri,
gerekse "Orada Ne Oluyor Acaba ? " diyerek ayak
altında dolaşanlar genel başarı ortalamasını olumsuz biçimde
etkiliyorlar. Rahat bir kafeterya, müzik ve dans aktiviteleri,
piknikler ve geziler insanlara okulu sevdiriyor, kendilerine
olan güvenlerini arttırıyor.
Eğitim
Malzeme Kullanımı ne Ölçüde?
Eğitimin
pahalı bir yatırım olduğu kesin. O nedenle yatırımcı görsel
yanı olan veya promosyona yönelik yatırımlara öncelik veriyor.
Kullanılan düşük konfigirasyonlu bilgisayarlar, gürültülü
klimalar, müzelik Beta video cihazları bunun kanıtı. Ancak
kendi başına bir masraf kapısı olan fotokopi cihazları direnişi
kırarak yabancı dil okullarının bir standartı oldu. Eğitim
malzemesi üretiminin çok sınırlı olduğu Türk dil okullarında
muhtelif yabancı kaynaklardan fotokopiyle ders malzemesi üretmek
günlük bir olay. Naftalin kokan ders ktabının dışında kaynak
yaratmakla ilgili olmayan kadrolu bir şizofren öğretmenin
isteksizliği ile mukayese edildiğinde özel dersane ve üniversitelerde
üç kuruşa ter döken profesyonel öğretmenler için olağanüstü
şeyler başarıyorlar dememek haksızlıktır.
Özel
Dersanelerde Öğrenci Disiplinsizliği Sorunu Var mı?
İnsanların
sabrını zorlayan tektip giyim, cinsel ayrımcılık dayatmıyor
bireylerin konuşma ve gülme özgürlüğünü kısıtlamıyorsunuz
ki olsun. İnsanları ikişer ikişer mutlaka daha yukarda oturan
bir öğretmenin önüne dizmiyorsunuz. Aksine insanları gülmeye,
rol yaparak lisanı konuşmağa, hatta dansetmeğe zorluyorsunuz.
Başta yadırgıyorlar, sonradan tadını çıkarmağa başlıyorlar.
Gelenekçi aile ortamından bağlarını koparamayanlar veya dersane
demokrasisini sindiremeyenler veya bazı dürtülerle sivrilmek
isteyen kendini bilmezler her zaman olabilir. İyi bir eğitmenin
görevi tecrit veya tekdir etmek değil, bireyi kazanmaktır.
Dersane
İşinde Para Varmı?
Dersanenin
nerede olduğuna, promosyonel ve tanıtım fonlarına ayırdığınız
nakite, ön büronun ikna gücüne, müdürün dürüstlüğüne öğretmen
kalitenize vs. bağlı bir durum. İnsanın insanı sömürdüğü her
ortamda elbette üretilen bir artı değer vardır. Ancak bu herhangi
bir iş değildir, eğitim işidir. O nedenle işverenin biraz
misyoner ruhlu olmasını gerektirir. Serbest piyasa koşullarının
egemen olduğu her işte olduğu gibi kazanmak ta kaybetmek te
vardır. 2001 krizinde kapanan çok dersane oldu, bazıları hala
kapalı devre çalışıyorlar. Bazı cemaat dersaneleri ise aksine
krizden büyüyerek çıktılar. Şube sayılarını arttırdılar. Ama
genel inanış işlerin eski günlerdeki gibi olmadığına yönelik.
Dersane
Öğretmenlerinin Sorunları Nelerdir?
Bir
öğretmenin kendini geliştirmesi için istekli olması yetmiyor.
İki hatta üç iş yaptığı için okumak için ne zamanı ne enerjisi
var. Bu kadar çalışmaya rağmen aldığı para ne giyime, ne Cd
almağa, ne de konserlere veya tiyatroya gitmeğe yetiyor. Dilediği
kaynak kitaplarını satın alabilen, veya bilgisayarını upgrade
edebilen öğretmen sayısı pek fazla değil. Türkiye bir Danimarka
hatta Fransa değil ki öğretmen maşı ile yeni bir araba alsın,
yurt dışına workshoplara veya bilimsel toplantılara gitsin
Türklerin oy verip meclise gönderdiği kişiler bırakın vefa
duygularını, öğretmenlerine 300-500 dolarlık maaşları reva
gördükleri husumet alışkanlıklarından vazgeçseler yeter. Mhp.Anap.
Dsp Koalisyonunun Üniversite öğretim elemanları için hazırlanan
sözüm ona iyileştirme paketini bile nasılda yıllarca uyuttuğunu,
Üniversite emekçilerine beş kuruş yararımız olmasın diye nasılda
yan çizdiğini ibretle ve nefretle izlemedik mi ?
Ayrıca Bir öğretmenin aldığı eğitimin kaliteside elbette performansında
etkilidir.
Artık Hayef ** gibi Gazi gibi eğitim fakültelerinde öğrencilere
drama, resim, hızlı okuma hitabet gibi derslerin veriliyor
olması üç ayda öğretmen mezun edilişine tanık bizim kuşak
için umut verici. Çünkü bu tür evveliyatı olmayan öğretmenler
profesyonel yaşamlarında çok çok zorlanıyorlar.
* Nazım Hikmet'in "
Dünyanın En Tuhaf Mahluku" Şiirinden Alıntı
** Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Beyazıt Istanbul